Bugun...
Reklam
Reklam
Allah İnsanları Özgürleştirir, Şeyhler, Hocalar Köleleştirir!


MEHTAP GÖZÜKAN
Twitter: https://twitter.com/MehtapGozukan
 
 

Allah insanların en rahat yaşayacakları sistem olan İslam'ı insanlara bildirmek için nebi/resuller seçmiş ve bu seçilmiş kullarını vesile kılarak mesajını insanlığa iletmiştir. Kuran'dan önceki dönemlerde nebi resullerin beyan ettiği vahiy tahrif edilmiş, özünden uzaklaştırılmıştır. Ancak Kuran son ve tamamlanmış bir kitaptır ve kıyamete kadar Allah'ın koruması altında, insanlara tebliği iletmekle görevli elçidir.
.
Son cümleyi okuyan bazı kişiler "Kuran nasıl elçi olabilir" diyebilir. Elçi mesajı alıp, muhatabına iletendir. Elçi en ufak bir ekleme veya çıkarma yapamaz mesaja. Şayet bunu yaparsa Allah şah damarını keseceğini ve görevine son vereceğini bildirir Hakka Suresi, 44-46'da. Dolayısıyla Muhammed resulden sonra kıyamete kadar Allah'ın mesajını bize eksiksiz bildiren elçi Kuran'dır. Allah Musa nebi'ye çalıdan seslenmiştir. Bugün de bizlere sayfalardan seslenmektedir.
.
Vahyi öğreten de, açıklayan da Allah'tır. İtaat, Allah'ın bildirdiği, resulün beyan ettiği ayetleredir, şahsına değil. Bu konuların detaylarını "Resul ve Nebi Farkı, Elçiye İtaat Ne Demek" ve "Kuran'ı Resul Değil, Allah Açıklamıştır", başlıklı yazıklarımdan okuyabilirsiniz. Bu ön hatırlatmadan sonra cemaat ve tarikatlerin suistimal ettiği ayetleri incelemeye başlayalım;
.
ELÇİYE İTAAT
.
Elçiye itaat ayetleri, günümüz cemaat ve tarikatlerinde en çok suistimal edilen ayetlerin başında gelir. Herkes kendi şeyhini/hocasını asrın elçisi olarak görür ve "resule itaat" ayetleri gereği, kendilerine koşulsuz itaat ederler. Oysa resul Allah ile irtibatta olan, vahiy alıp onu insanlara ileten kişidir Kuran'da. Kuran tamamlandığına göre, insanlara iletilecek yeni bir mesaj da yok demektir. Zira Zuhruf 44'e göre ahirette sadece Kuran'dan sorumlu olduğumuz açıktır. Muhammed resule dahi Kuran dışı gelen mesajlar bizler için bağlayıcı değildir. Ki günümüz cemaat/tarikat liderlerinin kendi söylemleri bizleri hiç bağlamaz. Elbette Kuran'a uygun yapılan her güzel hatırlatma, kimden gelirse gelsin başımızın tacıdır. Dini bir kimliği ya da kariyeri olması gerekmiyor. Sokakta kağıt toplayan biri de olsa, yaptığı Kurani hatırlatmayı müminler işitir ve itaat ederler. 
.
Cemaat ve tarikatlerde suistimal edilen konu şudur: Lider size özel hayatınızla ilgili kendi görüşü olarak bildirimlerde bulunabilir. Evlenmenize, boşanmanıza, yemenize içmenize kadar her alanda yaptırım gücü vardır. Elçiye itaat ayetleri gereği bu emirlere hayır gözü ile bakılır ve uygulanmak zorundadır. Ve yaptırım uygulanan konularla ilgili Kuran ayetlerinin hükmü, beşerin hükmünün gerisinde kalmış olur. Bu da şirke zemindir.
.
Bazı insanlar "ben nebi ile aynı dönemde yaşasam, onun dediklerine de itaat ederdim" diyebilir. Bu biraz duygusal bir yaklaşım olur. Örneğin nebi Zeyd'e eşini yanında tut demiştir. Ancak Zeyd nebiye itaat etmemiş ve eşini boşamıştır. Bu sebepten dolayı da kınanmamıştır. Bugünün şeyhleri, hocaları tıpkı nebinin Zeyd'e dediği gibi "evlenmeyin, boşanmayın ya da boşanın" demiş olsa, bu emir kabul edilir ve uygulanır. Asla sorgulanmaz. Oysa bu tip durumlar kişinin inisiyatifindedir. Hatta Kuran'a göre bekar olanların evlendirilmesi gerekir. 
.
Özetle, Allah ne demişse ona odaklanmak gerekir. Buzağı kıssası buna en güzel örnektir. Allah insanlara inek kesin demiştir. Ama insanlar sarı mı olsun beyaz mı, besili mi olsun cılız mı, diye konuyu detaya boğup, neredeyse yapamayacak hale gelmişlerdir. Oysa Allah sadece inek kesmelerini istemiştir. Kuran'da emredilmeyen, hatta aksi örnekleri bulunan konularda insanların kendi kafasına göre hüküm icad etmesi şirktir. Allah nebiye itaat emretmediği halde "hayır ben hocama itaat ederim, masum insanları katlet dese de bunda hayır görüp yaparım" mantığı şirktir. Allah'tan başka kimse bizler üzerinde söz sahibi değildir. Müslüman, yalnız Allah'a kul olarak özgürleşen kişidir. Şeyhlere, hocalara aklını teslim edip, zincirlerini birilerinin eline veren psikolojik köle değildir.
.
İLİM SAHİBİ KUL KISSASI VE LEDÜN İLMİ
.
Suistimal edilen ayetlerden biri de Musa ve ilim sahibi kıssasının anlatıldığı ayetlerdir. Bu ayetler cemaat/tarikatlerde şöyle yorumlanır: "İlim sahibi kişi masum bir çocuğu öldürerek Kuran'a ters bir uygulama yapmıştır. Ancak bunu bir ilim üzere yapmıştır. Bu ilme ledün denir." Günümüz cemaat/tarikat liderlerinin de bu ilme sahip olduklarına inanıldığı için, Kuran'a uygun görünmeyen uygulamalarını bu ilim üzere yaptığı zannedilir. Ve Kuran dışı uygulamaların yolu bu kıssanın yanlış yorumu ile açılmış olur.
.
Kehf Suresinin 65. Ayetinde, ilim sahibi bu kul için, ‘abden min ‘ibâdinâ’/kullarımızdan bir kul’ ifadesi kullanılır. Bu ifade, bu kulun Melek-Elçi veya Nebi-Elçi olduğunu gösterir. Çünkü Rabbimiz ‘kullarımız’ ifadesini Melekler için de kullanır (21/26). Ama bu kulun Nebi-Elçi olma ihtimali çok daha yüksektir. Çünkü aynı ayette ‘âteynâhu rahmeten min ‘indinâ ve’allemnâhu min ledunnâ ‘ilmâ(n)’ yani ‘ona katımızdan rahmet verdik ve ilim öğrettik’ ifadesi yer alır. Tüm bu özellikler ise (1.Kul olarak nitelenme, 2. Allah katından rahmet verilme, 3.Allah katından ilim öğretilme) üçü birden ancak Nebi-Elçilerde bulunabilir. 
.
İlgili ayetlerdeki ‘…ve ‘allemnâhu min ledunnâ ‘ilmâ(n)’ ifadesi, ‘ona katımızdan ilim öğrettik’ demektir. Buradaki ‘min ledunna’ ibaresi, ‘katımızdan rızık…(28/57)’, ‘Yahya’ya katımızdan şefkat ve temizlik verdik (19/13)’, ‘Sana katımızdan zikir verdik (20/99)’ gibi buyrulan ayetlerde de yer alır. Dolayısıyla ‘ledun şefkati’, ‘ledun temizliği’, ‘ledun zikri’,’ledun rızkı’ diye bir şey olamayacağı gibi, ‘ledun ilmi’ diye bir şey de olamaz. Yani ‘ledun/min ledün’ ifadesi; şefkat, temizlik, zikir, rızık ve ilmin vasfını belirleyen bir sıfat değil, yönünü belirleyen bir edattır. Bu edat, bunların hepsinin Rabbimizin katından geldiğini bildirir. Kuran ayetlerinin Allah tarafından açıklandığını bildiren ‘Hud 11/1’ ayetindeki ‘min ledun hakîmin ḣabîr(in)’ ifadesindeki ‘min ledun’ ibaresi de aynıdır. (Teknik açıklama Doç. Dr. Zeki Bayraktar'a ait)
.
Şimdi bu teknik bilgi ışığında ilgili ayetlerde suistimal edilen bölümlere bakalım; Musa, ilim sahibi kula, ilminden öğrenmek için tabi olmak ister. Bu kul Musa'nın talebini başta kabul etmez. Mahiyetini bilmediğin şeylere sabredemezsin der. Demek ki bu kul, işin gerçeğini bilmeyenlerin sabredemeyeceği bir takım işler yapacak. Demek ki yapacağı eylemler önceden planlanmış eylemler. Bu eylemler neydi? Gemiyi kusurlu yapıyordu, bir genci öldürüyordu, duvarı düzeltiyordu. Bu eylemlerin ilkinde ‘gemiyi kusurlu yapmak İSTEDİM, çünkü ileride her gemiyi gasp eden bir kral vardı’ diyor. ‘İSTEDİM’ ifadesi bunu kendisinin planladığını gösteriyor. Ve gemidekiler de kendisine itiraz etmiyor. Demek ki önceden haberdar edilmişler ya da bu kişiyi tanıyor ve kendilerine zarar verecek bir iş yapmayacağını biliyorlar.
.
İkinci eylemde bir ‘Ğulamı’ öldürüyor. ‘Ğulam’, çocuk değil delikanlı demektir. Çünkü Kuran çocuk için ‘veled/evlad’ kelimesini kullanır (2/223,4/11,98). Yani öldürülen bu ğulam, -küçük bir çocuk değil- ergenlik çağına ulaşmış güçlü bir delikanlıdır. Nitekim bu kulun üçüncü fiilindeki iki yetim için de ‘ğulam/ğulameyn’ denilmekte ve bunların ‘en yebluġâ eşuddehumâ’ ifadesi ile duvar atındaki hazineleri çıkarabilecek çağa/güce ulaştığı işaret edilmektedir. Neticede bu kul bir delikanlıyı öldürüyor. Ama ‘onun (onları) tuğyana ve küfre sokmasından KORKTUK ve İSTEDİK Kİ… ‘ ifadesi onu bir heyet kararı ile öldürdüğünü gösterir. Demek ki bu delikanlı için bir yargılama yapılmış ve hakkında ölüm (idam?) kararı verilmiştir. O halde bu cezayı hak edecek bir suç işlemiş olmalıdır. Demek ki bu delikanlı, durduk yere değil, işlediği bir suça mukabil olarak (kısasla) öldürülmüştür. Çevresindekilerin ‘anne-babasına büyük dertler açacak, onları tuğyana/küfre düşürecek…’ endişesi taşıması da onun günahkar ve asi biri olduğunu gösterir. Yani Musa ‘Sen, bir cana karşılık olmaksızın tertemiz birini mi öldürdün?’ diyor, bu delikanlının temiz/günahsız olduğunu düşünüyor ama O’nun bu zannı gerçeği yansıtmıyor. Tıpkı ilk fiildeki ‘geminin içindekileri boğmak için mi hasar verdin?’ sorusunun (zannının) da gerçeği yansıtmaması gibi. Çünkü bu kul, gemiye, gemidekileri boğmak için değil, gemiyi kralın gaspından kurtarmak için hasar vermişti. Ama Musa bunu bilmiyordu. Bu delikanlıyı da ‘bir cana karşılık olmaksızın’ değil ‘bir cana karşılık’ olarak öldürmüştü (kısas için yargı kararını infaz etmişti). Ama Musa bunu da bilmiyordu. (Teknik açıklama Doç. Dr. Zeki Bayraktar'a ait)
.
Sonuç olarak Kuran'a uygun olmayan uygulamaların önünü açacak, kişilere farklı önem atfedecek bir sonuç çıkmaz bu kıssadan. 
.
BİR KURTARICI BEKLENTİSİ
.
İslam alemi her dönem zorlu sınavlar vermiştir. Kuran'dan uzaklaştıklarında pisliğe batmış, Kuran'a yaklaştıklarında zorluğun ardından gelen kolaylığı yaşamışlardır Zorlu dönemlerde "kişi" olarak bir kurtarıcı bekleyenler de hep olmuştur. Ve her topluluk kendi şeyhinin o beklenen kurtarıcı olduğuna inanmıştır. Bu beklentiyi meşrulaştırmak için de şu ayeti delil göstermişlerdir.
.
Size ne oluyor ki, Allah yolunda ve: "Rabbimiz, bizi halkı zalim olan bu ülkeden çıkar, bize Katından bir veli gönder, bize Katından bir yardım eden yolla" diyen erkekler, kadınlar ve çocuklardan zayıf bırakılmışlar adına savaşmıyorsunuz? (Nisa Suresi, 75)
.
Evet bu ayette insanlar Allah'a dua ediyor ve kurtarıcı göndermesini istiyor. Ama Allah ne diyor? "Böyle beklentisi olan insanlar için siz neden mücadele etmiyorsunuz, savaşmıyorsunuz" diyor. "Bekleyin ben sizi kurtaracak bir kişi göndereceğim" demiyor. Öyle olsa bize neden "zulüm görenlere siz yardım edeceksiniz" desin... Özetle Nisa 75'de insanların Allah'tan istediği kurtarıcıya adres olarak, zulüm altında olmayan Müslümanlar gösteriliyor. Özel bir kişi değil.
.
Başka bir ayette Allah'a yardım edin, o da size yardım eder ve ayaklarınızı sağlamlaştırır diyor. Allah'ın bizim yardımımıza ihtiyacı mı var ki yardım edin diyor. Buna bizim ihtiyacımız var. Yani Allah'tan yardım istiyorsanız önce kendi üzerinize düşeni yapın ve Allah'ın dini İslama tutunun, İslam ahlakını Kuran'dan öğrenin ve bu ahlaka uygun hareket edin. Kurtuluş Kuran'da! Kurtarıcı Kuran! inşaAllah
.
ŞEYHlLERE, HOCALARA İTİRAZ EDİLEMEZ, OYSA NEBİYE İTİRAZ EDİLEBİLİR!
.
Mücadele suresinde, eşi kendisine zıhar uygulayan bir kadının bu konuyu nebiye arz etmesi, Allahu alem nebi çözüm getiremeyince onunla mücadele edip tartışması, en sonunda nebiyi Allah'a şikayet etmesi anlatılır. Şimdi günümüz cemaat ve tarikatleri üzerinden düşünelim bu konuyu; Cemaat veya tarikat mensupları asla şeyhlerine hocalarına itaatsizlik edemezler. Hele hele tartışma, mücadeleye girmeleri söz konusu dahi olamaz.
.
Oysa nebi ile mücadele eden kadın, mücadelesinde haklı bulunuyor ve Allah kadının problem hakkında hükmünü bildiriyor. Nebiye uygulamalarında itiraz edilip, kendisi ile fikri mücadeleye girildiği halde, şeyh ve hocalara bunun yapılamaması, aklın onlara teslim edildiğini gösterir. Allah insanları tüm bağımlılıklardan kurtarıp, yalnız Allah'a kul olmalarını isteyerek özgürleştirir. Oysa bu tip oluşumlarda kula kulluk vardır. Bireyler kendi kararlarını şeyhlerine sormadan alamazlar. Hocalarının, şeyhlerinin kendi haklarında verdiği hükme karşı içlerinde sıkıntı oluşmadan itaat etmesi kişinin imanı için belirleyicidir. Oysa ilgili ayette iki kişi arasındaki çekişmede hakem olarak nebinin verdiği karara teslimiyetten bahseder. Özel hayata ilişkin emirlerden değil.
.
Hayır öyle değil; Rabbine andolsun, aralarında çekiştikleri şeylerde seni hakem kılıp sonra senin verdiğin hükme, içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın, tam bir teslimiyetle teslim olmadıkça, iman etmiş olmazlar. (Nisa Suresi, 65)
.
Dolayısıyla günümüz hocaları, şeyhleri elçi konumunda değillerdir. Ve hayırlı ve güzel işler dışında kendilerine itaat edilmesi gerekmemektedir. Kişilerin özel hayatları üzerinde söz hakları yoktur. Kuran'a uygun olmayan eylem ve söylemleri sorgulanabilir. "O kadar güzel işlerde önayak oluyor ki şeyhimiz, bu emrinde de bir hata yoktur" tevili gaflettir. Zira iyi işler olacak ki insanlar ikna olsunlar. Bu kişilerin karşısında el pençe divan durulması Kuran'a terstir. Çünkü onlar da bizler gibi aciz kullardır. Nebinin bile çevresindekilerin arkadaşı olduğu bildirilirken, bu kişiler arkadaştan farklı konuma sokulması ve hatalı itaat anlayışı insanları şirke götürür. Hocasında ledün ilmi olduğunu düşünüp Kuran'a uymayan uygulamalarına hayır gözüyle bakanlar da şirk batağına saplanmıştır Allahu alem. Sonra hocası emir verdiği için masum canları da alır, sözde İslam'ın hayrı için olmadık işler de yapar. Nasılsa Musa kıssasındaki ilim sahibi kişi yaptı! Şeyhimiz/hocamız da bir ilime binaen yapıyordur!!! … deyip tevil eder. Ancak ahirette teviller geçersiz kalacaktır.
.
HER TOPLULUK KENDİSİNİ MÜMİN, KENDİSİNDEN AYRILANI MÜNAFIK, DIŞARIDAKİLERİ DE KAFİR VE MÜŞRİK KABUL EDER
.
Cemaat ve tarikatlerin en büyük yanlışlarından biridir bu. Nebi dahi kimin münafık olduğunu bilemiyorken, cemaat ve tarikatlerin liderleri münafıkları gayet net bilir her ne hikmetse. Kendisine tabi olmayan, grubundan ayrılan herkes münafıktır. Topluluğunun dışında kalanlar küfür ve müşriktir. Her topluluk sadece kendisini mümin topluluğu olarak görür. Oysa kalpler Allah'ın elindedir. Ve kimin samimi iman sahibi olduğunu yalnız Allah bilir. Bu nedenle şeyhlerin sözüne itaat edeceğim diye kimse mümin alameti gördükleri kişilere münafık damgası yapıştırmamalıdır. Genelde bu tip oluşumlarda şeyhlerin, hocaların tahtlarını, itibarlarını sarsacak hiç bir şeye tahammülleri yoktur. Buna sebep olanı anında infaz ederler. Ve bunu da "kafirlere karşı savaşta sert ve caydırıcı ol" ayetine binaen yaparlar. Belki nice iman sahibi kişi, bu tip yanlış yönlendirmeler yüzünden karalanmıştır/karalamıştır. Bu yanlışa alet olmak ziyandır. Hüküm Allah'a aittir kullara değil. Allah aklını kullanmayanların üstüne pislik yağdırır. Ama onlar kendilerini güzel iş yapmakta zannederler.
.
Onların, dünya hayatındaki bütün çabaları boşa gitmişken, kendilerini gerçekte güzel iş yapmakta sanıyorlar. (Kehf Suresi, 104) 
.
Sonuç olarak kendi kararlarını alamayan, hayatları ve zihinleri birilerinin kontrolü altında olan, sorgulayamadığınız kişilerin kölesi olmaktan sıyrılıp, yalnız Allah'a kul olarak özgürleşin. Kuran'ın yaşayamadığınız pek çok ayetini yaşamak için psikolojik kölelikten kurtulup sadece Kuran'ı rehber/elçi edinin. Zira hidayete vesilen olan elçi Kuran'dır. Allah, rızasına uyan herkesi Kuran’la karanlıktan nura çıkarır.
.
Allah, rızasına uyanları bununla kurtuluş yollarına ulaştırır ve onları Kendi izniyle karanlıklardan nura çıkarır. Onları dosdoğru yola yöneltip-iletir. (Maide Suresi, 16)





YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



YAZARIN DİĞER YAZILARI

SON YORUMLANANLAR HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
GÜNDEM'DEN BAŞLIKLAR
YUKARI