ELİF NİSA

ELİF NİSA

[email protected]

Gözümüzü Aşk Bürüse…

07 Aralık 2020 - 12:22

İnsanların dilleri kilitlenmiş adeta, sevgiyi konuşamıyorlar... Olmuyor; aşkı, şefkati, merhameti anlatamıyorlar. Bakın hep nefret dolu sözler, hep kin dolu yazılar, hep öfke, hep hakaret, hep çamur siyaset. 

Sevgisizlik korkunç bir şey, başımızın belâsı. Sevgiye, güzelliğe düşman, her an kavgaya hazır ve tartışmacı, nefret ve öfke dolu, kafası karmakarışık, görüşü puslu insanlar ürkütücü. 

Bu insanların çoğu kalbindeki sevgiyi öldürmüş durumda. Kinde, nefrette, küfürde ve günahta ısrarcı kalp ölüdür. O ölüyü diriltmeleri, insanların kalplerini sevgiye açmaları gerekli. 

İnsanın fıtratındaki sevginin gerçek kaynağı Allah'tır. Her kalp Allah’ı tanıma, O'na aşkla bağlanma üzeredir, her kalp O'nu anmak ister. Bedenden daha fazla kalp beslenmeli ki, insanı insan eden değerler baskın gelsin, insan mutmain olsun.

Dünya hayatında kazanabileceğimiz en büyük nimet iyi kullarını seven, sevilmeye ve dostluğu kazanılmaya tek lâyık olan Allah’ın sevgisidir. Ki o nimet de kullarına rahmet ve rızasını bahşeden Allah’ın bir lütfudur. Allah sevdiği kullarının üzerine Kendi rahmetini yazar.

İnsanın Allah’a olan imanı arttıkça, sevgi gücü de artar. Kalp, içine tüm dünyanın sevgisini sığdırabilecek kadar geniş yaratılmıştır. Bu, Allah’ın Vedûd isminin, insandaki tecellisinin sonucudur. Kalpte çok güçlü bir sevgi potansiyeli vardır. Bu sevgi ancak iman vesilesiyle geçici şeyleri terk edip, kalıcı ve sonsuz olana yönlenir. İnsan ancak o zaman hayatından lezzet alır. 

Rabbini bilmek, tanımak ve sevmek, insanı sonsuz mutluluğa götürür. Dünyanın yaratılış amacı budur; insanın hayatının amacı da budur. Gerçek mutluluk, nimet ve lezzet ondadır. Aksi ise insanı sonsuz elemlere, üzüntülere, korku ve endişelere sevk eder. İnsan, kalbindeki sevgi nurunu ve sevgi gücünü yitirir; hem dünya, hem ahiret hayatının lezzetinden mahrum kalır.

Allah’a duyulan aşk, tarif edilemeyen derin bir histir, şiddetli bir zevktir. Nasıl gözleri görmeyen birine görme tarif edilemezse, bu aşkı yaşamayan insana da bu duyguyu tarif etmek mümkün değildir. Bu aşk bütün bedene etki eder. Rabbini bilen ve O’na kalben bağlı olan insanın diğer bütün duyuları değerlenir ve nurlanır. Şöyle buyuruyor Peygamberimiz(asm): 

“Vücutta bir parça vardır ki, o sağlam olursa bütün vücut sağlam olur. O bozuk olduğu zaman bütün vücut harap olur. Dikkat edin, işte o kalptir.”

Allah korkusunda bile aşk vardır; sevdiğini darıltmamaya yönelik bir derinliği olan aşktır bu. Çilede bile aşk vardır. Çileyle, acıyla insan derinleşir, güzelleşir. Allah yolunda çekilen çileyle hücreler bayram eder. İnsanın bedeni dirilir, canlanır, kafası dinçleşir.

Allah korkusu, O'na olan sevgiyi ifade etmede çok önemli bir imkândır. Aşığın aşkını ifadesidir o korku. Allah aşkındaki tüm güzellikleri Allah korkusu verir. İnsanın bütün güzel özelliklerinin kökeninde hep Allah korkusu vardır. Allah korkusu şuuru ve aklı açar, aşkı artırır, sonsuza açar. İnsan ne kadar Allah’tan içi titreyerek korkuyorsa, o kadar içi titreyerek sever.

Kalp gerçek anlamda tahkiki imanla hayat bulur. Rabbini bilmek, insanı taklidi imandan tahkiki imana ulaştırır. Allah'a duyulan muhabbet, tahkiki imanın sonucudur. Allah sevgisini içinde taşıyan ve her şeyde Allah’ın nurunu ve tecellisini gören, muhabbetle, aşkla bakan gözler baktığını aşkla görür, derin aşkla sever. Allah aşkına kavuşan insan dünyanın da ahiretin de bütün güzelliklerine kavuşur. Vedûd ismi, kâinatın her santimetrekaresinde tecelli eder çünkü.

Allah aşkı olmadıktan sonra ne dünyanın ne cennetin anlamı olur. Aşığın yaşadığı her yer ona zevkli ve güzeldir. Dünyayı da cenneti de güzelleştiren odur. Yoksa köşkle, evle, etle-kemikle insan mutlu olmaz. 

“Dünyada da muhakkak bir cennet vardır. Onu bulan kimsede cennet arzusu kalmaz. O cennet mârifetullahtır.” (Peygamberimiz (asm)

YORUMLAR

  • 0 Yorum