Bilen; KALEYİ FARE DELİKLERİNDEN FETHEDENLER…

Nusret Bilen;Biz bu filmi geçmişte de defalarca izlemiştik. Radyolardan dinledik, siyah-beyaz televizyonlardan izledik, renkli televizyonlardan izledik, bugün de dünyayı küçük bir köye dönüştüren internetten ve bilmem kaç boyutlu sinemalardan izliyoruz…

Bilen; KALEYİ FARE DELİKLERİNDEN FETHEDENLER…
04 Ocak 2014 - 00:01 - Güncelleme: 04 Ocak 2014 - 13:43

Küresel statüko,yerli işbirlikçilerini de kullanarak Türkiye üzerindeki hedeflerine bir adım daha yaklaştığını düşünüyor olmalı. Gezideki başarısızlığın rövanşını almak için bir fırsat doğdu ve bu defa kazanmak için çok efor sarf ediyorlar.

 

Büyük Ortadoğu Projesi (BOP)’ inde Türkiye’ye biçilen rol bizzat Türkiye tarafından kabul edilmeyip Başbakanın gerek içeride gerekse dışarıda dik duruşuyla planlar bozulunca senaryoda bazı tashihler elzem hale geldi.

 

Kendilerini arzın sahibi olarak gören oyun kurucular, oyunun icrasını tamamlamak üzere oyuncu değişikliğine gittiler. Sonra da kolları sıvayıp canhıraş bir şekilde çalışmaya başladılar.

 

Biz bu filmi geçmişte de defalarca izlemiştik. Radyolardan dinledik, siyah-beyaz televizyonlardan izledik, renkli televizyonlardan izledik, bugün de dünyayı küçük bir köye dönüştüren internetten ve bilmem kaç boyutlu sinemalardan izliyoruz…

 

Anlayacağınız  uzayan saçlarımızdan başka değişen bir şey yok.

Filmlerin bazı kareleri ve esas oğlanları dönemsel değişikliklere göre farklı kisvelerde ekranlardaki yerlerini alıyorlar.

 

Bir dönem PKK-Hizbullah, derin devlet-mazlum halklar varken bugün, parelel devlet ve küresel işbirlikçileriyle gücünü halktan alan meşru bir iktidar var.

 

Kaçak güreşmeye alışmış emperyalistler ve işbirlikçileri şunu anlamalılar artık: Konjoktör değişti, artık karşınızda “derin halk” var.Hem de sizi tuzaklarınızda boğacak kadar derin…

Olanlara hayret etmemek elde değil. Düne kadar kanlı bıçaklı olanlar bugün meşru iktidar karşısında güç birliği yapmış durumdalar.

 

Sermaye, bürokrasi ve kartel medyası canhıraş bir şekilde olağanüstü bir çabayla hükümete saldırıyor. Başbakanın bu durumu istiklal savaşı olarak nitelemesi kadar vahim bir durumla karşı karşıyayız yani.

 

Bu kirli savaşı başlatanlar, ellerini ovuşturarak imparatorluğun çöküşünü izlemeyi sabırsızlıkla bekliyorlar.

 

Öyle ki fiili eylemlerin dışında beddualarını da ateş topu yapıp gönderiyorlar.

Bir yandan da piyonlarını cömertçe feda ediyorlar.

 

Gülen grubunun aklını gönüllü olarak teslim etmiş fedaileri var güçleriyle ve yaptıklarının doğuracağı sonuçlarını hiç düşünmeden saldırı halindeler.

 

Hatta yıllarca takiyye yaparak geldikleri makamları bile gözden çıkarmış durumdalar.

Görünen o ki yıllarca verdikleri emeklerinin karşılıklarını efendilerinin de motivesiyle almak istiyorlar.

 

Hoca efendilerinin Makyavelizmin bütün imkanlarını önlerine koymuş olmasının rahatlığıyla ve vazifeyi ifa etmenin gururuyla çalışıyorlar.

 

Kamu çalışanlarının ifşa olmasından da öyle mustarip falan görünmüyorlar. Çünkü büyük zafere doğru gittiklerine inandırılmışlar.

 

Yapılanma özelliklerine baktığınızda bu yapının kaleyi fare deliklerinden fethetmeye çalıştıklarını görürsünüz. Bütün deliklere birer fare koymuş ve yedeklerini de bekletiyorlar.

 

Ama bir şeyi unutuyorlar: Kale, ancak koçbaşlarının kale kapılarına vuruşlarıyla ele geçirilebilir. Bu saatten sonra koçbaşlarınızı da sahnede göreceğiz sanıyoyorum.

 

Farelerin yapacağı iş değil kale fethetmek.

 

Yapının içinden hiç kimse ya hu bizim bu abiler yanlış yapıyor olabilirler mi? Diye sormaz. Çünkü “işittik ve itaat ettik” terbiyesiyle yetişmişler. Okyanus ötesinden gelen emirleri bir ibadet edasıyla yerine getiriyorlar.

 

Kur’an,bu tipi yüzyıllar öncesinden şöyle haber veriyor:

 

Onlar Allah dışında hahamlarını, rahiplerini ve Meryem oğlu İsa'yı ilah edindiler. Oysa onlara sadece tek ilaha, kendisinden başka ilah olmayan ve onların yakıştırma ortaklarından uzak olan Allah'a kulluk etmeleri emredilmişti.(Tevbe-31)

 

“Bu ayet indiğinde cahiliye döneminde Hristiyan olan Adiy bin Hatem,peygambere:

Onlar,hahamlarına ve rahiplerine tapmıyorlar,kulluk etmiyorlar.” Deyince peygamber:

 

“Evet, ama din adamları onlara helal şeyleri yasakladılar ve haram şeyleri serbest ettiler. Onlar da din adamlarının bu hükümlerine uydular. Bu tutum, onların, din adamlarına kulluk etmeleri anlamına gelir."  Dedi.

 

Mezkur yapının durumu kafamda bu duruma karşılık geliyor. Hoca efendinin doğru ve yanlış belirleme hakkı var mensupların yanında. Kendileri ne derse emir telakki ediliyor.

 

Kaleye daha fazla delikten girebilmek için:

Soruları çalıp karı-koca tam puan almak caiz…

Başörtüsünü çıkarıp okula gitmek caiz…

DSP’ye oy vermek caiz…

Okulları sisteme hizmette kullanmak caiz…

Ve daha neler neler caiz…

Çocuğuna koyacağı isme kadar Hoca efendisine danışan bir kafadan ne bekleyebilirsiniz?

 

Bu kafa, acaba benim hocam yanı başında katledilen Filistinli çocuklara bir kere bile dua etmezken yaralanan İsraillilere niye ağlar diye düşünemez…

 

Darbecilere, hizmet de neyin nesi oluyor, Yahudi ve Hristiyanlara bu muhabbettin hikmeti nedir diye hiç mi hiç düşünmez…

 

Bütün bunların üstüne romantik bir yaklaşımla Ak Parti ne yapıyorsa ne diyorsa demek doğru değil. Bu noktaya gelene kadar Ak Parti’nin de yanlışları olmadı değil.

 

Ortada bir yolsuzluk ve en ufak bir hak yeme varsa kim olduğuna bakılmaksızın cezası verilmelidir.Ak  Parti, istifaları ve kırılma noktalarını fırsata çevirip kendini bu süreçten daha da güçlenmiş olarak çıkarmayı başarmalıdır.

 

Öyle bir silkelenmeye gitmeli ki bütün fare deliklerini kapatmalı hatta koçbaşlarının darbeleriyle bile yıkılamayacak, fethedilemeyecek kaleler inşa etmelidir.



 


YORUMLAR

  • 0 Yorum