Bilgi çağında, insan devlet ilişkisi...

Şamlıoğlu:İnsanlar siyaset aracılığı ile devlet yönetimini oluşturuyorlar. Demokrasilerde oy alabilmek adına, kitlelerin beklentileri siyasi partiler açısından önem kazanıyor. Yaşamın eski zihniyetleri açısından kolaycı yaşam beklentileri, istihdam baskısına dönüşüyor. Çünkü eski zihniyetler devletten beklenti olarak, güdülmeyi ve bakılmayı bekleyen bir yapı içindeler.

Bilgi çağında, insan devlet ilişkisi...
15 Aralık 2013 - 14:27 - Güncelleme: 15 Aralık 2013 - 14:40

Medeniyet, kentleşme, teknolojik konfor ve modernleşme ile ortaya çıkıyor. Ancak kimileri "Doğa kültürü" modernleşmede gereksizmiş gibi algılar ortaya koyuyor. Gerçekte tüm medeniyetin modernleşme yönü için Doğa kültürünün alternatifi olarak bakmak çok yanlış. Medeniyet tüm unsurlarıyla doğa kültürünün tamamlayıcısı olmalıdır.

 

Eğer Modernleşmeyi adım olarak eskinin olumlu-olumsuz tüm meziyetlerini anında terk etmek olarak görüyorsanız, yanılıyorsunuz. Kaçınılmaz olan doğal yaşamdır.

Bilgi çağında insan,

İnsanın, Allah'ın kendisine sunduğu yaratıcılığı ve muhakeme gerektiren süreçlere kanalize olması gerekiyor. Ancak işleyiş bu yönde olmuyor. Kolaycı yaşamın bir kültür olarak kuşaktan kuşağa aktarıldığını görüyoruz.

Bilgi çağının insan modeli, kaderini birilerine bırakmayan birey olmayı başarmış olmayı gerektiriyor. Yaratıcılığını kullanmasını öğrenmiş, değer üreten insan topluluklarının, oluşması bilgi çağının gereklerinden olarak karşımızda duruyor.

Asgari ücret yaşama mahkûm olma...

Sistem bilgi teknolojileri ile donanıyor ve robotlaştırılmış insanlar yerine, üretim araçlarında gerçek robotlar kullanılmaya başlanıyor. Henüz robotların tam gelişerek yapamadığı işler için, işsizler ordusundan "Askeri ücret yaşam" endeksine razı olanlardan istihdam yapılıyor.

Birey olmayı hedef seçmiyorsan, yaratıcılığına inanmıyorsun demektir. Yaşamdaki tekâmül yolunda korkular seni sindirip, asgari ücret yaşama razı ediyorsa, işinin kolay olduğunu zannettiğin yerde, aslında çok daha zor bir yaşamı benimsemiş oluyorsun.

Tekâmüle direnen olarak, son darbeyi ekonomiden yiyor ve işsizler ordusunda, kaderini birilerine bırakarak yol alıyorsun demektir. Bu da senin zaman içinde açlıkla bir imtihan geçireceğin anlamını taşıyor.

Çağın insanı olmak...

Çağ sana, başkalarından medet umma yerine, fırsatlarla dolu bir dünya sunarak, kendi kendinin patronu olmayı teklif ediyor.

Zincirlerini kırmayı, kolaycı yaşam kültüründen kurtulmayı, kendine ve yaratıcılığına inanman konusunda sana yaşam bilgi çağını açıyor. İşte bu imkânlarla tekâmül yolunda insana ilerleme şansı sunuyor.

Bu sunulanlara uymazsak, maalesef cezasını kendimiz çekeceğiz.

Bilgi toplumuna geçiş...

Yeniçağın gereği olarak artık zihniyetlerin değişmesi gerekiyor. İnsanın kendisini makinelerden farklılaştıran ve değer üreten hale getiren yeni bir anlayışa ihtiyacı var. Girişimci iken de, çalışan konumda iken de, muhakeme gücünü kullanan, yaratıcı insanlar olarak yaşamda yer almalıyız.

İşçi olmak artık, yaptığını sorgulamadan, vida sıkan işçi olmak değil, sorgulayan araştıran ve kendisini sürekli geliştiren birey modeline geçmeyi gerektiriyor. Emekçinin çalıştığı işte sürekli bir hedefi olmalı.

Sadece Emekliliği bekleyen çalışan olmak bilgi toplumunun insanına uymuyor.

Artık işçilerin haklarını savunurken, sadece parasal yönünü savunan örgütlenmelerin yerini, işçinin beyin gücüne dönüşümünün savunuculuğunu yapan örgütlenmeler alması gerekiyor.

 

Bilgi çağında insan, periyodik işleri yapan robotlar olarak görülmeyecektir.

Emek sınıfı, ürün üretmekten, eser yaratmaya geçen bir düzen içinde olmalıdır.

Bu oluşumlar artık insanların yeni bilinci ve zihniyeti olarak yerleşecektir.

Bilgi çağında, insan devlet ilişkisi...

İnsanlar siyaset aracılığı ile devlet yönetimini oluşturuyorlar. Demokrasilerde oy alabilmek adına, kitlelerin beklentileri siyasi partiler açısından önem kazanıyor. Yaşamın eski zihniyetleri açısından kolaycı yaşam beklentileri, istihdam baskısına dönüşüyor. Çünkü eski zihniyetler devletten beklenti olarak, güdülmeyi ve bakılmayı bekleyen bir yapı içindeler.

Oya bu kültürün yerine devletten beklenen vatandaşını "Gözetmesi" ve ona "Yol göstermesi"bilinci içinde bir kültürün oluşmasıdır.

Devlet bilgi çağının gereklerini topluma kazandırmak adına, bilginin kazanılması ve geliştirilmesi için alt yapıyı kuran ve destekleyen konumda olması gerekiyor.

Devlet, fakir doyuran değil, meslek kazandıran olmalıdır.

Devlet, küçük-büyük tüm girişimcilerin "Yap-İşlet" devleti olmalıdır. Değer üretmenin önündeki tüm engelleri kaldıran bir devlet olmalıdır.

Akıtılan ter mi, yoksa ürettiğin değer mi insanı yüceltir? Sorusunu kendimize sormalıyız.

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum