CHP'DEN YOLSUZLUK VE HUKUKSUZLUKLARA TEPKİ

CHP Malatya Hukuk Komisyonu tarafından 17 Aralık Operasyonu sonrası yaşanılan gelişmeler değerlendirildi.

CHP'DEN YOLSUZLUK VE HUKUKSUZLUKLARA TEPKİ
27 Ocak 2014 - 16:32

Parti il binasında, CHP Malatya İl Başkanı Enver Kiraz, merkez ilçe Yeşilyurt Başkanı Banu Sevil ile partinin Malatya İl Hukuk Komisyonu Başkanı Alp Kadir Yiğitcan; ortak basın açıklaması yaptı.

 
CHP İl Başkanı Enver Kiraz,
 

17 Aralık’ta başlatılan yolsuzluk operasyonuyla birlikte, artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını belirterek konuşmasına  başlayan İl Başkanı Kiraz;  “Bu operasyon önümüzdeki dönemi şekillendirme açısından da , halkın tercihlerini yapma açısından da önemlidir. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak gerek genel merkezimiz gerek İl örtümüz , gerekse Milletvekilimiz aracılığıyla bu konuyla ilgili değerlendirmeleri her platformda gerçekleştirdik.”dedi.

 

CHP İl Başkanı Kiraz “Bir kez daha ifade ediyoruz ki. Türkiye Cumhuriyetinin en büyük yolsuzluk operasyonudur. Bizzat Hükümet ve AKP yetkilileri tarafından yapılmış bir yolsuzluktur. Para kasalarını, ayakkabı kutularını , milyar dolarları düşündüğümüzde, yolsuzluğun devasa boyutlarını , bu yolsuzluk rakamlarıyla ülkeye nelerin kazandırılabileceğini düşündüğümüzde , bu yolsuzluğun mağduru olan halkımızın AKP’yi önümüzdeki dönemde sandığa gömeceğini açıkça görüyoruz.”ifadelerini kullandı.

 

“AKP gidicidir.” Diyen Kiraz “Sayın Başbakanın son dönemlerde adaylarımıza yönelik mesnetsiz suçlamaları da bu panik havasının en bariz göstergesidir.Bu çerçevede bugün de partimizin Hukuk Komisyonu tarafından yolsuzluk operasyonuyla ilgili hukuki bakımdan bir değerlendirme hazırlanmıştır. Kendilerine bu çalışmalarından dolayı teşekkür ediyorum”dedi.

 

CHP İl Başkanı Enver Kiraz’ın açıklamasının ardından, CHP Hukuk Komisyonu tarafından hazırlanan değerlendirme Hukuk Komisyonu Başkanı Av. Alp Kadir Yiğitcan tarafından basına açıklandı.

Komisyonun değerlendirme metni;

 

17 Aralık rüşvet ve yolsuzluk operasyonu ile başlayan süreç birinci ayını doldurdu. Bu bir aylık süre zarfında ülke olarak, hukukun anti demokratik bir iktidar tarafından nasıl ayaklar altına alındığını, milli egemenlik kavramının nasıl istismar edildiğini ve yolsuzluğu, hırsızlığı, rüşveti meşrulaştırmak için iktidarın nasıl olağanüstü bir çaba gösterdiğini izliyoruz.

İktidarın, “devlet içinde devlet, paralel yapılanma ve uluslararası komplo” iddiaları, Bakanların evlerinden çıkan çelik kasaları, para sayma makinelerini, ayakkabı ve elbise kutularından çıkan milyon dolarları gizlemeye yetmiyor.

Akp İktidarı, geçen bu bir aylık süre içerisinde yüzlerce emniyet mensubunun ve onlarca savcının yerini değiştirmekle kalmayıp son olarak adeta HSYK’nın bütün yetkilerini Adalet Bakanına bağlama girişimiyle, AKP mensuplarına ve yakınlarına yönelik yolsuzluk ve rüşvet soruşturmalarını bertaraf etmek istemiştir.

Bununla ilgili olarak adli kolluk yönetmeliğinde yapılan değişiklik açıkça hukuka aykırı olduğundan, Türkiye Barolar Birliği’nin  girişimiyle yönetmeliğin iptali için dava  açılmış ve Danıştay yürütmeyi oy birliği ile durdurmuştur. Alınan yürütmeyi durdurma kararının gerekçesinin özeti ise ;
“Yönetmelik hükümleri kuvvetler ayrılığı ilkesine aykırı biçimde ceza soruşturma sürecine ilişkin usul kuralları içermekte, adli makamların görev ve yetki alanlarına ilişkin düzenleme getirmektedir. Aynı zamanda Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 157. maddesinde yer alan soruşturmanın gizliliği kuralını da zedeleyecek nitelikteki hükümler, idari düzenleme yetkisinin aşılması nedeniyle yetki yönünden açıkça hukuka aykırı bulunmaktadır.” şeklindedir.

Ayrıca 2010 Anayasa referandumunda “üstünlerin hukukundan, hukukun üstünlüğüne geçiyoruz” sözleriyle HSYK’yı düzenleyen iktidar, bugün HSYK’yı yeni gelişmelere göre yeniden düzenlemek istemiştir. Hükümeti buna iten sebebin, ne demokratikleşme kaygısı, ne de yargısal sorunları çözmek olmadığı malumdur. HSYK değişikliği adı altında, son bir aydır suçüstü yakalanan ve yargılanmaktan korkan bir iktidarın kendini ve çocuklarını kurtarma çabalarına şahit olduk. Akp iktidarı, özellikle partimizin, diğer muhalefet partilerinin ve STK.ların da düzenlemelere karşı olmaları nedeniyle şimdilik bu düzenlemeden vazgeçmiştir. Ancak yine de hukuk açısından güven verici bir noktada olmadığımızı belirtmek isteriz.

Çünkü tüm bu hukuksuzluklar ve yargıya müdahaleler nedeniyle ülkemizde hukukun üstünlüğüne, adalete, mahkemelere olan güven ve inanç da maalesef bütünüyle ortadan kalkmıştır.

Ülkemiz, polislerin savcıların talimatını yerine getiremediği, savcıların ellerinden dosyalarının alındığı, başbakanın savcı ile kişisel polemiğe girdiği, müsteşarın yargıya talimat verdiği ve mahkeme kararlarını uygulayacak kolluk kuvvetlerinin bulunmadığı büyük bir krizin içerisindedir.

Peki Akp ve Başbakanın insanlara empoze etmeye çalıştığı; sandıktan milli irade çıkar; onu da hükümet kullanır düşüncesi doğru mudur? Milli egemenlik yetkisini yalnızca hükümet kullanır düşüncesi hukuka uygun mudur ? Buna en net cevabı yine anayasamız veriyor;


Egemenliği yasama- yürütme-yargıya bölüştüren anayasamızda gözden kaçmaması gereken şudur ki;  Yasama ve yargı Türk milleti adına kullanılırken; yürütme siyasi çoğunluk kimdeyse onun tarafından kullanıldığı için ''Türk Milleti adına'' ibaresini içermez.


Bu bilgiler ışığında; şunu rahatlıkla ifade edebiliriz ki yetkisini Türk milleti adına kullanan yalnızca yasama ve yargı organlarıdır.

 

Ayrıca ülkemizde Akp iktidarında adını hiç duymaz olduğumuz ve unuttuğumuz bir kavramdan da söz etme gereği duymaktayız. Çoğulcu demokrasi…Nedir bu çoğulcu-özgürlükçü demokrasi?

Çoğunluğun mutlak hakimiyetini reddeden, azınlıktakilerin siyasal ve kültürel haklarının kabul edilmesi gerektiğini ve azınlığın çoğunluğun karşısında hak ve hukukunu korumayı amaçlayan demokrasi anlayışıdır.

 

Demokrasinin gelişim sürecinde, çoğunluğun devlet yönetimindeki kararlarının mutlak olması, azınlık haklarını kısıtlayabileceği kaygısı çoğulcu demokrasiyi ortaya çıkarmıştır. Azınlıkta veya muhalefette olanların korunması, düşüncelerin serbestçe hiçbir baskıyla karşılaşmadan söylenebilmesi çoğulcu demokrasi için şarttır.

 

Şimdi bu bilgiler ışığında;  Başbakan, demokrasiden bir haber olduğundan mıdır yoksa,  bu tarz bir söylem işine mi gelmektedir ki, hemen her fırsatta, “azınlığın çoğunluğa tahakkümü”, “çoğunluğu azınlığa yedirmeyiz” gibi içi boş bir demokrasi anlayışı yaratmaya çalışmaktadır. Vatandaşlarımızın algısını her defasında gündemden başka taraflara kaydırmak adına tamamen bilinçli olarak  bunları yaptığını ifade etmek durumundayız.

 

Bütün bu gündem değiştirme ve kafa karıştırma çabaları içerisinde unutulmaması gereken tek şey; Şu anda ülkemizde, üst düzeyde hükümet kanadında yaşanan yolsuzluk ve rüşvet iddiaları sonucunda ortaya çıkan devlet ve yargı  krizidir. Ve bunun tek sebebi de Akp iktidarıdır.

Bugün Türkiye’de Devletin en üst organlarından birinin yani, TBMM Başkanının da itiraf ettiği üzere yargı çökmüştür. Bu söyleme aynen katıldığımızı bildirmekle beraber ekliyoruz;  Yargı, bugün değil, ne yazık ki  Akp’nin 11 yıllık iktidarında çökmüştür.

Akp yargıya bu kadar müdahale ederken hiçbir zaman yolsuzluk iddialarını yalanlamamıştır. Kendini aklama yoluna gitmemiştir. Her zaman olduğu gibi yine bir darbeye, vesayete maruz kaldığını iddia etmiştir. Bu sefer de yargının milli irade üzerinde vesayet kurmaya çalıştığı iddiasında bulunmuştur. Ancak şunu ifade etmek gerekiyor ki; bir ülkede en büyük darbe, hükümete yapılan darbe değil, devlete yapılan darbedir ve Akp bunu yapmıştır. Devletin temel kurumları olan yargıyı ve idari birimleri kendi emri altına almaya çalışmak en tehlikeli darbedir. Yargı organlarının yargı yetkisini millet adına kullandığını bir kenara bırakarak, yolsuzluğu yalnızca sandıkta aklamaya çalışmak, demokrasiye ve hukuka verilecek en büyük zarardır. Sandığı haklı olarak demokrasinin mihenk taşı görüp de, yolsuzluğu sandıkta aklama gayretine girecek kadar hukuku yok saymak da, çok büyük bir gaflettir.

Öte yandan, Milli egemenlik ve halk iradesi, yani sandık, bizim için vazgeçilmez demokrasi prensiplerindendir. Ancak demokrasilerde ve hukuk devletlerinde yolsuzluğun ve rüşvetin hesabı yargıda verilir. Millet ise, oy kullanmak suretiyle devrettiği yetkisini ve vekâletini kötüye kullananları sandıkta elbette cezalandırır. Bundan kimsenin kuşkusu yoktur.

Yaşanan  bu devlet krizinden çıkış yolu; yargıya, kolluğa müdahaleyi derhal durdurmak, yargının önünü açmak ve akabinde Akp iktidarından  sandıkta hesap sormaktır. Ülkemize yeniden demokrasinin ve hukukun egemen olacağı günlerin gelmesi dileklerimizle…

Herkes için hukuk,  herkes için adalet.

YORUMLAR

  • 0 Yorum