Kontrolsüz güç, insana kar değil, zarar verir
Osman Aladağ Yazdı: Kontrolsüz güç, insana kar değil, zarar verir. Güçlendikçe, daha merhametli, daha adaletli, olmalıyız.
Osman Aladağ Yazdı: Kontrolsüz güç, insana kar değil, zarar verir. Güçlendikçe, daha merhametli, daha adaletli, olmalıyız.
Hani bir reklam var ya “kontrolsüz güç, güç değildir” diye, İşte bu zamanın, maneviyatta yoksun, gerek maddi gerekse mevki makam olarak güçlü, bir kısım insanlarının, durumunu izah etmek adına, dilimin döndüğünce, bu hususta birkaç kelam etmek istedim.
Maddi imkan olarak veya mevki, makam olarak güçlendiğimiz zaman, acaba ne kadarımız bunun gerek insani gerekse manevi boyutlarını bilip ona göre hareket ediyoruz.
İnsanın, makbul ve manen kıymetli olanı, yükseldikçe kendine çeki düzen veren, makamı yükseldikçe, daha alçak gönüllü, daha engin, daha adil, daha merhametli olandır. Bu insani ve manevi erdemlere sahip olan, güçlü insanlar, Tarih boyunca unutulmadığı gibi, kendilerinde sonraki nesillerce de hep güzel hatırlanmıştır. Elindeki yetkisini yada maddi gücünü, doğru yolda kullanan insanlar, sadece insanların teveccüh ve saygısına mazhar olmak, topluma faydalı olmaktan ziyade, kendileri içinde, ebedi hayatlarını kurtarmak adına, doğru olanı yapan insanlardır.
Bu zaman da, etrafımız da olanlara baktığımızda; bazılarımızın hatta hiçte küçümsenmeyecek bir kısmımızın, gücümüzü, kontrol edemediğimizi, elimizdekilerin, hesabının da, bir gün sorulacağını, unuttuğumuzu, üzülerek görüyoruz.
Mal ve mülk sahibi olan, maddi olarak güçlü ancak maneviyatta yoksun insanların, mallarının hesabının sorulacağı günü unuttuğunu, daha fazlasını elde etmek için, her türlü yola başvurduğunu, hatta yanında, kendilerine kazandıranları dahi sömürdüğünü, hepimiz görmüyor muyuz? Halbuki, maddi olarak kendini kurtarmış insanlar, kendi mallarına helal getirmeden, o malları, doğru yolda kullanıyor olsalar, hem insani olarak, toplum gözünde büyük erdem sahibi olacaklarını, hem de eğer kalben inan isler, öldükleri zaman, hesap günü, bu malların, hesabını kolay vereceklerini, unutmamaları gerekmez mi. Basit bir örnek vermek gerekirse, kış günü, kendi çocuğumuzun, ayağına su geçirmesin diyerek, mağaza koymayıp gezip, ayakkabının en iyisini almaya çalışanlarımızın, gücümüz nispetin de, o ayakkabıyı alamayan yada ayağında ayakkabısı dahi olmayan, bir akrabamızın yada komşumuzun, bir çocuğunun, ayakkabısını almamızın, bize ne kadar zararı olabilir? Ancak çevremize baktığımızda, ben duygusunun, giderek arttığını, maddiyatçı ve materyalist bir toplum haline gelmeye başladığımızı, üzülerek görmekteyiz. Hani biz % 99 Müslüman bir ülke idik, her hafta Cuma hutbesinde “akrabaya yardım etmeyi emreder “ sözünü işiten bizler, güçsüz insanları, neden unutur olduk Toplum olarak, insani değerlerde, güzel erdemlerde, bizleri, bu kadar uzaklaştıran nedir? Neden birbirimize karşı bu kadar merhametsiz ve tahammülsüz bir toplum olduk.? Ne kadar kazanırsak kazanalım, sonu olan bu hayatta, göçüp giderken, yanımızda ne götürebileceğimizi sanıyoruz ki? Büyük Osmanlı Sultanı Kanuni Sultan Süleyman “ Ben ölünce elimi tabutun dışına koyun. İnsanlar görsünler ki, Padişah olan Kanuni Sultan Süleyman dahi eli boş gitmiştir” sözü, ne güzel bir sözdür. Kralda olsak, Karun kadar zenginde olsak, elimiz boş gideceğimiz bu dünyada, hoş bir seda bırakmak, topluma faydalı olmak kadar güzel bir şey olabilir mi? Maddi zenginliklerimizi, malımıza helal getirmeyecek şekilde, çevremize de faydalı olacak şekilde değerlendirsek, çevremizde düşkün insan kalmaz diye düşünüyorum. Ancak etrafımıza baktığımızda bu zihniyete sahip insanların giderek azaldığını üzülerek görmekteyiz. Tevekkül eden, şükreden insanlardan çok, ne kadar kazanırsa kazansın, dahası nı isteyen insanlar günümüzde giderek artmakta. Zenginlikleri, adeta kendilerini zehirlediği için, daha fazla mal, mülk edinme hırsı, bu türden insanların, dünyada zevk almasını engellemekte, ellerlinde ki değerlerin, kıymetini dahi unutmalarına sebep olmaktadır.
Maddi olarak güçlü ancak insani değerlerden uzak bu türden insanlar dışında, Mevki makam olarak, üst noktalara gelmiş insanların da, o makamın, vebalini ödemek ve topluma faydalı olmak yerine, sırf, o oturdukları mevkilerin, kendilerine vermiş olduğu gücü korumak adına, hırsla hareket ettiklerini, aldıkları yetkinin vebalini ödemeyi düşünmek bir yana, işgal ettikleri yerlerin kendilerine yüklediği görev ve sorumlulukları yerine getirmek de bir yana, eğer o işgal ettikleri makama, manen de layık insanlar değillerse, belli bir zaman sonra, güç zehirlenmesi yaşadıklarını, gerek bu dünyalarını, gerekse ahretlerini zora soktuklarını, görmekteyiz. Maneviyatsız, insanı insan yapan değerlerden uzak, yetki ve makam gücüne sahip, olan insanlar, o güçlerinin vebalini, ne toplum nazarında nede Allah huzurunda, ödeyecek işler yapmaktan uzak kalmaktadırlar. Hatta bu vebalini ödeyemeyecekleri yetki ve makamlarını, muhafaza etmek adına, sağlarına sollarına, kendilerinde, daha güçsüz ve kendileri gibi maneviyatta yoksun insanları yığarak, kendi ettiklerinin vebali kendilerine yetmezmiş gibi, birde o kişilerin yapmış oldukları yanlışlara ortak olmakta, onlarında, veballerini kendi sırtlarına yüklenmektedirler. Maalesef günümüz toplumunda, bu türden, güç zehirlenmesi yaşayan, güçlerini kontrol edemeyen, insanların sayısı giderek artmaktadır. Bu türden, güç zehirlenmesi yaşayan insanlar ve bunlara dalkavukluk eden menfaat düşkünü insanlar yüzünden, bu durumun doğal bir sonucu olarak da, bir çok rahatsızlıklar, adaletsizlikler yaşanmaktadır. Hatta gücü kendini zehirlediği için doğruyu görmekte giderek uzaklaşan bu insanlar, düzelecek gibi olsalar dahi, zamanında, kendi güçlerini korumak adına, etraflarına yerleştirdikleri yanlış insanlar, kendi menfaatleri gider korkusu ile bu güçlü insanların, etrafında adeta etten duvar oluşturmakta, yanlarında yer aldıkları bu güçlü insanları, gerçekleri görmemeleri için, adeta kör etmektedirler. İşte mevki, makam ve yetki yönünde güçlü insanların, kendi güçlerini korumak adına, etraflarını, kendilerinde daha güçsüz ve menfaatçi güruhlara teslim etmeleri, hem kendilerine, hem de topluma zarar vermektedir. Güç zehirlenmesi yaşayan insanlar, hele de, bu yetkiyi ve gücü, bir davanın neferi olarak kullanan kişiler pozisyonunda iseler, bu kişilerin olumsuz eylemleri, toplum nazarında, sadece kendilerini değil aynı zamanda savundukları davalarına da zarar vermektedir.
Mal, mülk zenginliği de olsa, mevki makam zenginliği de olsa, bu güçlere sahip olanların unutmamaları gereken şey, Mal ve mülk, doğru yolda, doğru şekilde değerlendirilirse, bereketi ve hayrı artacağı gibi, toplumsal barış ve refahın da artmasına sebep olur. İnanan, insanlar içinse, bu malların ve mülklerin, ahrette, hesabı da kolay olacaktır. Gerek insanı değerler, gerekse dinimiz bunu emreder. Mevki ve makamda, yerli yerince, ehlince ve birilerinin yada yandaşların menfaatine değil de, toplum menfaatine kullanılınca, toplumsal barışa katkı sağlar ve refahın artmasına sebep olur. Savunduğun davanı güçlendirir, davana olan inancı arttırır. Aksi ise, sana ve davana zarar verir. Hatta, belli bir zaman sonra, dava ettiğin yolda ayrıldığını, güç zehirlenmesi yaşadığını, olumsuz istikamette yol aldığını görenler çoğalır ise, sende kalmazsın, davanda. Bu türden bir güç zehirlenmesi yaşayıp, sağını solunu görememen, adaletten, haktan, hukuktan uzaklaşman, insani erdemlerinde ziyade, asıl davana ihanet olur. Maddi olarak zengin yada mevki, makam olarak zengin, insanlara; bu zenginlikleri, “güç zehirlenmesi olarak dönüp”, gerek bu dünyalarını, gerekse ahretlerini, karartan bir güç olarak değil; bu zenginlikleri, doğru yolda kullanıp, gerek bu dünyalarını gerekse ahretlerini kurtaran bir yol olur inşallah. Kanuni Sultan Süleyman misali, Kralda olsak, bu Dünya da, hepimiz eli boş gideceğiz. Ne türden olursa olsun, insani ve manevi değerlerden yoksun, kontrolsüz güç, insana kar değil, zarar verir. Güçlendikçe, daha merhametli, daha adaletli, daha topluma faydalı insanların, çoğalması dileği ile Allah a emanet olun"






YORUMLAR