Ayçiçek Yazdı; MESELE " FİDAN" DEĞİL ANLASANA !
The Wall Street Journal ve The Washington Post isimli iki gazetede peş peşe iki yazı yayımlandı. Bu yazılar, ABD ve İsrail’e bir türlü beğendiremediğimiz MİT Müsteşarı Hakan Fidan ile ilgiliydi.
The Wall Street Journal ve The Washington Post isimli iki gazetede peş peşe iki yazı yayımlandı. Bu yazılar, ABD ve İsrail’e bir türlü beğendiremediğimiz MİT Müsteşarı Hakan Fidan ile ilgiliydi.
Bu yazılarda Fidan’ayöneltilen suçlamalarışöyle sıralayabiliriz:
1. Suriye konusundaki politik tavrı:Fidan,Türkiye'nin Suriyeli muhaliflere tedarik sağlamasının itici gücüolarak değerlendiriliyor. Kerry'nin halen muhaliflerin yanında olduğunu açıkça telaffuz ettiğini, fakat "doğru kişilerin desteklenmesi gerektiğini" söylemesine rağmen Fidan, ısrarla İslami terör örgütlerini ( El Nusra vb. ) desteklemekle suçlanıyor.
2. Fidan’ın’ İran'ın düşmanı olmadığı'… bazı hassas istihbaratları İran ile paylaştığı…vebu bilgi paylaşımını baştan beri yaptığı vurgulanıyor. Son olay da ( Mossad’ınajanlarıyla Türkiye’de görüşmekte olan 10 kadar İranlı’nın kimliğini İran istihbaratına bildirmesi ) “İsraillilere darbe indirme girişimi” olarak tanımlıyorlar.
3. Fidan için‘’ABD'nin kayıtsız şartsız dostu olduğunu düşünmemeliyiz; çünkü öyle değil…’’ deniyor ve de iki ülke istihbaratlarının güvensizliğinin sebebi olarak gösteriliyor. ‘’ABD ile Türk istihbaratı arasında da güven eksikliği var.’’
Yazının bazı yerlerinde de nerde o eski günler der gibi bir giriş yapılıyor ve …Washington, Türkiye'nin silahli kuvvetleri ile uzun zamandır samimi ilişkilere sahipti. Ancak Türkiye'nin generalleri artık Erdoğan ile yakın danışmanları Fidan ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun emrindeler…şeklinde bitiriliyor.
Bu yazıların devamında birçok yazı kaleme alındı. Ancak bu sürecin şu ana kadarki son önemli yazısı, iki diplomat tarafından kaleme alınan yetmiş iki sayfalık bir rapor, FromRhetorictoReality: Reframing U.S. TurkeyPolicy( Retorikten Gerçeğe: ABD’nin Türkiye Politikasını Yeniden Biçimlendirmek)oldu. Bu rapor, Barack Obama’nın Türkiye politikasını etkilemek amacıyla hazırlanmış geniş ve kapsamlı bir çalışmadır. Ancak öyle aman aman düşüncelerin olduğu bir yazı değildir. Türkiye de hükümete muhalif çevrelerin yaptıkları eleştirilerden cımbızlanmış ve üslup olarak biraz süslenmiş bir metindir.
Türkiye aleyhinde evvel başka yollarla şuanda gazeteler aracılığı ile yürütülen bu süreç, amaç ve hedefleri olan planlı bir süreçtir. Amaçları: 1) İsimleri birer sembol olmaya başlayan üç siyasi kimliğin ( R.T. Erdoğan, A. Davutoğlu, H. Fidan ) imajına zarar vermek. 2) Türk hükümetini itibarsızlaştırmak. 3) Türkiye’deki istikrarı bozmak.
Bakın R.T.Erdoğan ( ister sevin ister sevmeyin) bu gün sadece Türkiye de değil dünyada gündem belirleyebilen bir liderdir.‘’Dünya, beşten büyüktür ‘’dedi ve akabinde Ban Ki Moon‘’Güvenlik konseyi’nin daha demokratik bir yapıya kavuşmasını’’… istiyor artık. Bununla ilgili birçok örnek verilebilir. Ancak başbakanın ( ulusal ve global anlamda ) statükoya karşı söylemleri bunun rantını yiyen çevrelerinin hoşuna gitmiyor.
Onun, oneminute çıkışından sonra ne tesadüf yerli ve yabancı medya da üslup sorunudillendirilmeye başlandı. Aslında sorun üslup değildi, sorun söylenenlerdi. İçeriğe yönelik eleştiri yapılmak yerine üslup dillendirilerek, genel bir kabul oluşturmak ve lider kimliği silikleştirilmek isteniyordu. Çünkü bu üslup onun lider karizmasını tamamlıyordu. Neyse konumuza dönecek olursak, Türkiye de ekonomik, sosyal, kültürel, demokratik vs. her alanda büyük gelişmelerin yaşandığı dönemlerin ortak özelliği karizmatik liderlerin kurduğu güçlüiktidarlardır.O halde istenmeyecek ilk şey karizmatik lider ve güçlü bir iktidar olmalıdır.
Batı, Türkiye ve tüm Ortadoğu ülkelerinin iç sorunlarını halletmesini istemez. Aksine bu iç sorunlar ( etnik, dini vs. ) sürekli körüklenir ve gündemde tutularak ilgili devletlerin politik ufku kısıtlanır. Bu devletler kendi iç sorunları dışında politika üretemedikleri gibi kendi iç sorunlarını da çözemezler. Bu kısır döngü bölge halklarının kaderi haline gelir. Böyle bir devletin başını kaldırıp dünyaya bakması mümkün değildir. O halde istenmeyecek ikinci şey iç sorunlarını çözmüş bir Türkiye’dir.
İşte burada İstihbarat Teşkilatını, Milli İstihbarat Teşkilatı haline getirmek uğraşında olan ve çözüm sürecinin mimarlarından olan H. Fidan ortaya çıkıyor. Bu sürecin başarıya ulaşması Türkiye’nin düşmanları için en büyük kâbustur.
Batı’nın ( hiç ) istemeyeceği üçüncü şey, iddialı bir Türkiye’nin başarmasıdır. Türkiye bu gün dış politikadaki tüm söylemleri ve fiilleriyle iddialıdır. Bölge ülkelerindeki iktidarlar, şuan için, her ne kadar bunu kabullenmek istemiyorlarsa da Türkiye kendileri için model bir ülkedir.Ayrıca bölge halkları üzerinde bu gün Türkiye çok etkilidir. Zaten bölge devletlerindeki iktidarları rahatsız eden şey, Türkiye’nin halklar üzerindeki etkisidir. O halde Türkiye’nin başarması demek, artık bir örneğin var olması demek. Bu da tüm bölge için neden olmasın demektir.
İşte burada karşımıza Ahmet Davutoğlu çıkıyor. Uygulanan dış politikanın teoride ve uygulamadaki en önemli ismidir. Türkiye’nin dış politikasındaki anlayış değişikliğinin mimarıdır. Kendinden emin, ilkeli, iddialı ve var olmak isteyen dış politika anlayışı.
Bir düşünür Fransa için, ‘’ Fransa hapşırsa tüm Avrupa nezle olur’’ der. Aynı şey Türkiye için de geçerlidir. Türkiye bu bölge için bir devlet olmaktan çok daha fazla anlam ifade etmektedir. Bölgeyle olan tarihi bağı hafife alınmayacak kadar etkilidir. Türkiye’nin bu gücünün farkına varması ve bu paradigma ile bölgesel veya evrensel politikalar üretmesi istenmeyecek dördüncü şeydir.
Batı’nın istemeyeceği beşinci şey, batıya karşı kayıtsız ve şartsız teslimiyetin son bulmasıdır. Yani ‘Milli’olmak. Milli olmaktan kastım hamasi söylemler değildir. Teknolojik ve bilimsel anlamda projeler hazırlamak ve bunları üretmektir.
Burada sıraladığımız maddeleri uzatmak mümkündür. Ama anlatmak istediğim şey için söylediklerim kâfidir. Siz Batı’nın istemediklerini yaparsanız onlarda sizin istemediklerinizi yapar. Bunun farkında olmalıyız.
Hülasa, kişiler bahanedir. İddialar ise sadece iddiadır. Bizler, binlerce yıllık devlet geleneğimiz geleneği olan bir milletiz. Bu birikimle şekillenmiş bir vatandaş kimliği ile sahip çıkmamız gereken değerlere sahip çıkmalıyız. Eğer bir yanlış varsa bunu biz bize halletmeliyiz.
Haber = Hasan ERYILMAZ







YORUMLAR