Özcan Yazdı "Gençlerin Çalınan Hayatları"
HÜSEYİN ÖZCAN; “TOPLUM OLARAK GENÇLİĞE SAHİP ÇIKMAZSANIZ SAHİP ÇIKAN BİRİLERİ ÇIKAR SONRADA; GENÇLİK DE SAHİP ÇIKANLARA SAHİP ÇIKAR.”
Gençlik içinde yaşadığı toplumun aynası durumunda ve içinde yaşadığı toplumun tüm kesimlerini tanıtır. Hayatıyla topluma tanıtma görevini üstlenmiştir. Yaşadığı toplum; sağlık, iyi, kötü, eğitimli, duyarlı, geçmişine sahip çıkan, benliğine sahip çıkan bir toplum konumunda ise genç neslin yaşam tarzında bu hasletleri analiz edebilir. O toplum hakkında bilgi sahibi olabilirsiniz. Genç neslin içinde yaşadığı toplumun tanıtımında rahatsızlık duyanlar, onların hastalıklı bir bedene ve akla sahip olduğunu düşüneneler şunu bilmelidir ki; asıl hasta olan gençliğin kendisi değildir. Genç nesil sadece bir başka hastanın görünmez görüntüsünü aksettiren konumdadır. O zaman şu soruyu sormamız gerekir. Gençliğin görüntüsünü yansıttığı hasta kimdir?
Evet; o hastalıklı bedeni taşıyan, gençliğin de içinde yaşadığı toplum ve cemiyettir. Gençlerin yaşayışlarında, hayatlarında ortaya çıkan problem, içinde yaşadığı toplum belirtisi, eseri ve aynasıdır. Bunun sonucu olarak genç nesilde ne hastalık belirtisi nede bedeni arızalar mevcuttur. Onlar içinde bulundukları toplumda olması mümkün olabilecek her şeyi aksettiren hassas bir göstergeyi bedenlerinde taşırlar.
Anarşi, kaos, bozgunculuk, çalkantı vs. gibi dünyanın bir çok yerinde gençliğin yaşadığı sisteme tepkileri mevcutsa bunun en önemli nedeni gençliğin toplumları sömürme duygularının olmayışında kaynaklanıyor. Çünkü onların yaratılışta kendilerine bahşedilen fırsatları tertemizdir henüz bozuntuya uğramamıştır. Orta yaşlar ve ihtiyarlar genç nesildeki bu hassasiyetten, arızaları ve hastalıkları gösteren ibrelerin bir işaret parmağı gibi gençliği değil de kendilerini gösterdiğini anlayıp algılaya bilselerdi gençliğin yaşadığı sorunları, gençliğin üzerine yıkıp kenarda seyretmek ve onları eleştiri yağmuruna tutmak yerine, onları sorunlarıyla yalnız bırakmada onların sorunlarına verebilirlerdi.
İnsan hayatına akıl ve beden gücü iki silahla girer. Ancak bu iki silah başlangıçta bir ağacın çekirdeği gibidir, çekirdek toprakla buluşup toprağın derinliklerinde gelişimini tamamladıktan sonra köklerini toprağa bağlayarak yaşamına devam edebilir. İnsandaki akıl ve beden çekirdeği de zamanla dallı budaklı bir ağaca dönüşür. Bu dönüşüm, gençliğin toplumda gelişimini meydana getirir. Şüphesiz ki bir gencin bedensel ve fikri şahsiyetinin oluşumu, kendisine doğrudan ve dolaylı yollarla tesir eden faktörler aracılığıyla meydana gelir. Bu faktörlerin başında yaşadığı toplumun benimsediği, içtenleştirdiği idari sistemin etkilerinin hafife almadan unutmadan bu etkileri çok iyi değerlendirmek gerekmektedir. Şüphesiz bütün bunları yönlendiren güç toplumdaki bütün fertlerin, kanunların, aydınların, akademisyenlerin, bilim insanlarının ve yazarların tesiriyle oluşur. Bu tesir bazı birikimlerden sonra etkilenme sürecinden etkileme sürecine geçer. İşte o zaman toplum ve özellikle gençlik üzerinde terbiye edici ve gençliği yönlendirici kuvvete sahip olur. Bu sayede etkileşim zinciri toplumda tesirini gösterir ve kesintiye uğramadan devam eder.
Topluma tesir eden aydın ve bireyler önceki toplumun kendilerine bırakmış oldukları mirası ancak kendileri üzerindeki hâkimiyeti ve tesiri derecesinde yerine getirebilirler. Aydın ve yazarlar hatta toplumu yönlendirmeye etkili olanlar bu problemin kaynağı ve hastalığın pusu kurmuş olduğu yer olan topluma iltifat etmek yerine, toplumun geçmişi ile bağını koparmakta, onların hafızalarını geçmişini hatırlamayacak şekilde silmişlerdir. Çünkü kendi gelecekleri için bütün yeni nesli yok saymayı yeğlerler. Ayakta kalmaları yönlendirmeye müsait bir nesil ve manevi bozulmuşluğa mahkum olan bir neslin varlığına bağlıdır.
Bu nedenle bir toplumu yıkmak ve yönlendirmek isteyen güçler o toplumun gençliğini bozmakla işe başlarlar. Dolayısıyla medeniyetlerin inşası ve en önemli taşıyıcı kolonları gençlik terbiyesinin dayandığı zihinsel ve bedensel faktörler üzerinde kurulurlar. Öyleyse hayat gençlik evresine yönelik bir direniş ya da gençliğin dinamik kuvvetlerin bir araya gelişidir. Bu kuvvet doğru yola kaydırılırsa toplumun tüm kesimlerine fayda sağlar. Ama sapıklığa azgınlığa terk edilirse toplumun hepsi bundan şiddetli zarar görür. Çünkü gençlik bir toplumda barış ve huzurun öz güvenin adaletin iyiliğin yardımlaşmanın hoşgörünün ve gücün adıdır.
Sonuç olarak yeni nesli aydınlatmak asli kimliklerine kavuşturmak akıllarını harekete geçirip kendi sinelerinde ve toplumlarında akıllarına ve düşüncelerine devrimci bir karakter kazandırmayı kendimize bir görev edinmeliyiz. Aksi takdirde bizler geçmişin özlemiyle kendimizi avutarak, toplum olarak ne bizler tarihselleşebiliriz ne de genç neslin tarihselleşmesine izin vermiş oluruz. Gücün ve kuvvetin sembolü olan gençliğe kötülük etmiş oluruz. Onların hayatlarını, efendilerin insafına bırakmamayı kendimiz için öncelikli görev bilmeliyiz.
“GENÇLİĞE VERDİĞİNİZ DEĞER KADAR TARİHTE DEĞER GÖRÜRSÜNÜZ.”
“TOPLUM OLARAK GENÇLİĞE SAHİP ÇIKMAZSANIZ SAHİP ÇIKAN BİRİLERİ ÇIKAR SONRADA; GENÇLİK DE SAHİP ÇIKANLARA SAHİP ÇIKAR.”







YORUMLAR