Tasavvuf- Cemaat Mevzusu !

Mehmet Karababa;Bir önceki yazımızda konumuz olan tasavvuf,cemaat mevzusunun çok uzun olduğuna dair beyan da bulunmuştuk. Bundan ötürü konunun bütünlüğünün bozulmadan devam etmesi açısından yazımızın devamını kaleme aldık.

Tasavvuf- Cemaat Mevzusu !
24 Şubat 2014 - 08:48 - Güncelleme: 24 Şubat 2014 - 10:41
Bir önceki yazımızda konumuz olan tasavvuf,cemaat mevzusunun çok uzun olduğuna dair beyan da bulunmuştuk. Bundan ötürü konunun bütünlüğünün bozulmadan devam etmesi açısından yazımızın devamını kaleme aldık.
 
Şunu daha açık ifade etmeliyim ki, anlaşılması kolay olsun. Ya da düşünsel bazda, benim şahsi görüşümün tam olarak ne olduğu daha anlaşılır olmasını istiyorum. Tasavvuf, Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi vesellem) döneminde,sahabe döneminde yoktu. Onlar tasavvuf diye bir felsefeyle yaşamıyorlardı. Her ne konu olursa olsun bunu Kur'an endeksli çözüme kavuşturma gayretindeydiler. Yani ayet ve sünnet çerçevesinin dışında bir düşünce,ideoloji,fikir,akım,felsefe yoktu. Olsaydı bu zikrdiledi...Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi vesellem) bunu gizli yapmış olabilir mi (haşa)? Mümkünatı yok,aksini kimse iddia edemez!..
 
Tasavvufu meşru göstermek isteyenlerin birçoğu,kıyas ile hemen mezhep imamlarını ya ima eder ya da direk örnek gösterir. “Mezhep o zaman da yoktu” der!.. Tabii kendince savunma mekanizması hemen nefsinin doğrutusunda hareket etmiştir. Bunu nasıl izah etmeli? Bu durum ile tasavvuf felsefesi çok farklıdır. Mezhep imamları, Peygamber Efendimizin (sallallahu aleyhi vesellem) yapmadıklarını değil,yaptıklarını halka aktarmanın peşindedirler. Gayeleri kişileri kendilerine bağlayıp bu durum üzerinden rant sağlamak değildir. Hangi mezhep imamı, kendinin bir övünç olarak müslümanlara ithaf etmiştir? Hangisi kendisini halka yanlış tanıtmıştır? Hangisi müslümanları aptal yerine koymuştur? Daha birçok konu sayılabilir.Uzatmaya gerek duymuyorum, çünkü bunlar sadece kendini haklı çıkarmak için kaçacak delik aramanın göstergeleridir.
 
Şahıslar üzerinden gidersek birçoğumuzun ağzının açık kalacağı,inanmayacağı konular var. Yani bir Celalettin Rumî'nin söylemleri, anlattığı hikayeler ve Mesnevî'nin önsözü kabul edilir ifadelerin dışındadır. Burada şunu da belirtmek gerek ki,benim gayem bu kişileri karalamak değil ama var olan bir gerçeği de göstermektir. İsteyen benim yazdıklarıma hiç bakmaz bile,önemli değil. Yalnız bu din Mesnevî ağzıyla anlatılanların kabul edildiği bir din değildir,hepimizce biline...
 
Orjinali konyadaki mevlana müzesinde ; mevlananın kendi el yazması iledir :

Mevlâna ve Şems arasında geçtiği söylenen hadisede de görüldüğü gibi, Vahdet-i vücud, kadın kılığına giren Tanrı ile seviştiğini iddia etmektir. Ne gariptir ki; ALLAH'a söverek nara atan sarhoş bir sokak serserisini, öldürmeye-dövmeye kalkan sofî, Şems ile Mevlana arasında geçtiği söylenen şu hadiseyi kutsar veya sessiz kalır: 

"Mevlana Şemsin yanına girdi. Şems şahane bir çadırda oturmuş Kimya Hatun ile oynaşıyordu. Mevlana dışarı çıktı. Bu karı koca oynaşmalarına mani olmamak için medresede aşağı yukarı dolaştı.

Sonra Şems (Mevlâna'ya) içeri gel diye seslendi. Mevlana içeri girdiğinde Şems'ten başkasını görmedi. Kimya nereye gitti? dedi.
 
Şems 'Yüce Tanrı beni o kadar severki, istediğim şekilde yanıma gelir. Şu anda da Kimya Hatun şeklinde geldi' buyurdu.
 
Kendi kitabını vahiy ürünü gibi olduğu iddiasıyla Kur'an'la özdeştirip, Kur'an'ın özellik ve sıfatlarını kitabı içinde kullanan Celâleddin Rûmî şunları yazar:

"Bu kitap, Mesnevi kitabıdır. Mesnevi, hakikata ulaşma ve yakîn sırlarını açma hususunda din asıllarının asıllarının asıllarıdır. Tanrı'nın en büyük fıkhı, Tanrı'nın en aydın yolu, Tanrı'nın en açık burhanıdır. Mesnevi, içinde kandil bulunan kandilliğe benzer, sabahlardan daha aydın bir surette parlar... Kalblere cennettir; pınarları var. dalları var, budakları var. O pınarlardan bir tanesine bu yol oğulları Selsebil derler. Makam ve keramet sahiplerince en hayırlı duraktır, en güzel dinlenme yeridir. Hayırlı ve iyi kişiler orada yerler, içerler... Hür kişiler ferahlanır, çalıp çağırırlar. Mesnevi Mısır'daki Nil'e benzer; Sabırlılara içilecek sudur, Firavun'un soyuna sopuna ve kafirlere hasret. Nitekim Tanrı 'da "Hak onunla çoğunun yolunu azıtır, çoğunun da yolunu doğrultur" demiştir.

Şüphe yok ki, Mesnevi gönüllere şifadır, hüzünleri giderir, Kur'an'ı apaçık bir hale koyar, rızıkların bolluğuna sebep olur, huyları güzelleştirir. Şanları yüce, özleri hayırlı katiplerin elleriyle yazılmıştır, temiz kişiden başkasının dokunmasına müsade etmezler. Mesnevi Alemlerin Rabb'inden inmedir; Bâtıl ne önünden gelebilir, ne ardından. Tanrı onu korur gözetir; Tanrı en iyi koruyandır, merhametlilerin en merhametlisidir. Mesnevî'nin bunlardan başka lakkardeşrı da var, o lâkkardeşn verende Tanrı'dır.
 
Bunların dışında kitabın içinde yine meşhur “KABAK HİKAYESİ”,”HALAYIK ve EŞEK” ve “ARMUT AĞACI” hikayeleri vardır ki pornografidir. Hani bunlar için kitapçıdan bir mesnevî isteyip baktım,satıcı da okumamış olacak ki,besmeleyle kitabı bana uzattı. Ancak kitapta bu konular mevcut.
 
Bu konuları barındıran bir eser müslümanların evinde olmamalı.Bu kitabın din iman noktasında bir kıymet ve değeri olamaz.
________________________________________________________________________________
Hüseyin Hilmi Işık,Türkiye Gazatesi,TGRT gibi yayın organlarının bir dönem sürekli reklam ettiği kişi,bakın Saadet-i Ebediye isimli eserinde neler söylüyor ;
 
KURAN’IN MEALİNİ OKUMAK, ANLAMAK CAİZ DEĞİLDİR. YALNIZ ARABCASI OKUNMALIDIR.(s.48)

Kur’ân-ı kerîmi başka harflerle veyâ tercemesini yazmak, okumak, öğrenmesini kolaylaşdırır demek doğru değildir. Kolay olsa bile, câiz olmasına sebeb olamaz.
DİŞİ DOLGULU HANEFİLER CENABETTİR.(s.133)

MEZHEBE GİRMEYEN KAFİR GİBİ BİŞEYDİR MUTLAKA CEHENNEME GİRECEKTİR. (s.445)

Dört mezhebden birinde olmıyan kimsenin îmânı bozulur. Yâ,(bid’at sâhibi), ya’nî sapık müslimândır. Yâhud, mürted olur. Bunun her ikisi de, tevbe etmeden ölürse, muhakkak Cehenneme girecek, ateşde yanacakdır.
 
Hanefî mezhebinde dişlerin arası ve diş çukuru ıslanmazsa gusl temâm olmaz. Bunun için, diş kaplatınca ve doldurunca, gusl abdesti sahîh olmaz. insan cenâbetlikden kurtulmaz.
 
Yine Hüseyin H. Işık'ın eserinden;
 
Abdulhakim-i Arvasi veliyi ALLAH’ın sıfatlarıyla sıfatlandırıp rabıta etmesi . (S.125-126)Osmanlı devleti "zemânında, mekteblerin, medreselerîn 7 üniversite üstünlüğünde olan (Medrese-tül-mütehassısîn) adındaki yüksek kısmında, tesavvuf müderrisi ya'nî profesörü bulunan, büyük islâm âlimi ve olgun velî, seyyid Abdülhakîm-i Arvâsî hazretleri, 1342 hicrî ve 1924 milâdî yılında Istanbolda basılan (Râbıta-i şerife) kitabında buyuruyor ki:
 
ALLAHü teâlânın sıfatları ile sıfatlanmış ve müşahede makamına varmış olgun bir velîye, kalbini bağlıyarak, yanında iken ve yanında olmadığı zemanlarda. o zâtin yüzünü hayâlinde bulundurmağa (Rabıta) denir.

Vehhabiye Nasihat, H.Hilmi Işık, İhlas Vakfı, 11.Baskı, İst. 1979
 
Beyazıd-ı Bestami'nin küfür ve şirk sözleri (S.156)

Beyazıdı Bestami'den örnek verecek olursak, o şunları söyler :
 
"Öyle bir deniz geçtim ki, Peygamberler onun kıyısında durdu.", ''Cehennem dediğin nedir ki? Onu görsem hırkamın ucuyla söndürüveririm.", "Kendimi noksan sıfatlardan tenzih ederim."Ne de büyük zuhurum var.(144)
 
ALLAH beni bir defa yükseltti, önüne oturttu ve bana şöyle dedi:

Ey Ebû Yezid, yaratıklarım seni görmeyi arzuluyorlar." Bunun üzerine ben dedim ki; "Beni vahdaniyetinle donat ve Sen'in benlik elbiseni bana giydir ve beni ehadiyetine yükselt, ta ki, yaratıkların beni gördüklerinde diyebilsinler: "Seni (yani ALLAH'ı) gördük ve Sen O'sun" Fakat Ben (Ebû Yezid) orada olmam",Hak'kı Hak'la gördüm, ve bir zaman Hak'da Hakla birlikte oldum. Ne nefes, ne dil, ne kulak, ne başka bir şey vardı. Vakta ki, Tanrı kendi nurundan bana göz verdi, o zaman O'na O'nun nuruyla baktım ve O'nu kendi bilgisiyle gördüm, O'nun lûtfunun diliyle, kendisiyle görüştüm: "Seninle benim hâlim nasıldır?" dedim. Bana , Ben seninle senim. Senden başka ALLAH yok"dedi...

Vahiyden Kültüre - Celaleddin Vatandaş, Pınar yayınları, İst-1991 - Beyazıd-ı Bestami'nin küfür ve şirk sözleri (S.156)
 
 
Letaifu'l-Minen sahibi Şarani de şöyle ifade etmektedir:
 
Şeyhlerin silsilesine kendisini ulaştıracak ve kalbinden perdeyi kaldıracak üstadı olmayan kimse, sahipsiz bir sokak çocuğu ve nesebi belirsiz bir kişidir.(1)

Müridin şeyhin avucunda kalması ve her şeyini dilediği gibi sömürebilmesi için tasavvufçular, eş-Şarani diliyle,şeyhine başka bir şeyhi ortak koşmanın Allah'a ortak koşmak gibi olduğunu telkin ederler.(2)

Şeyhin tarikatından başka tarikat seçen veya onun gösterdiği yoldan başka bir yolda giden kişinin dinden çıkmış gibi olacağını bile söylerler.(3)


Mürid şeyhinin terbiyesinde gassalin elindeki ölü gibi olmalıdır, ki o şeyh müride istediği gibi hareket edebilsin.

Kalbinde şeyhin efali üzerine itiraz etmemelidir. Şeyhe itiraz çok çirkindir. Muteriz (itiraz eden) mazur olamaz.(4)
 
Üstte Yazılanlar Kendi Kaynaklarından alınmıştır...Açıp Araştırın neden Kur'an-da Uygulaması olmayan ve Sünnette olmayan şeyleri isterler Müridlerinden..Oysa ALLAH Kullarından Teslim olmalarını istiyor...
 
KAYNAKLAR

1.eş-Şarani, Letaifu'l-Minen, 146.44. eş-Şarani, Letaifu'l-Minen, 146.

2.eş-Şarani, a. g. e., 154.

3.eş-Şarani, Letaifu'l-Minen, 2/103
 
4.Mehmed Zahid Kotku, Tasavvufi Ahlak, 2/218, 263, Seha Neşriyat, İstanbul, Ramazanoğlu Mahmud Sami, Musahabe, 6/18, Erkam Yayınları, İstanbul, 1982
 
Şunu özellikle belirtmeliyim; taassub sahiplerine bu dediklerimizi kabul ettirmemiz çok zor. Ne vakit ALLAH kalblerine mutmainlik verirse o vakit dönerler,yoksa çok zordur. Kişilerin yıllardır kabul ettiği,gerçek ve doğru bildiği inancı sökmek zordur. Ama ALLAH'ın tevhid dini için bu mutlaka düşünülmesi ve uygulanması gereken bir haldir. ALLAH bizleri de ıslah eylesin.
 
 

YORUMLAR

  • 0 Yorum